Enerji Dönüşümünde Hidrojen ve Batarya Teknolojilerine Yön Veren Yeni Nesil Malzemeler ve Bileşenler

ana görsel

Prof. Dr. Selmiye Alkan Gürsel, 2008’den bu yana Sabancı Üniversitesi Malzeme Bilimi ve Nano Mühendislik Programı’nda öğretim üyesi olarak görev yapıyor.  Aynı zamanda Sabancı Üniversitesi Nanoteknoloji Araştırma ve Uygulama Merkezi’nde (SUNUM) yarı zamanlı araştırmacı olarak katkılar veriyor. Araştırma grubunun temel uzmanlığı, yeşil hidrojen üreten elektrolizörler ve hidrojenden doğrudan elektrik üreten yakıt pilleri ve bataryalar için yeni nesil membran, katalizör, aktif malzemeler ve elektrotların geliştirilmesi. Ayrıca koordinatörlüğünü üstlendiği Batarya Bilimi ve Mühendisliği yandal programı, 2024–2025 akademik yılında Türkiye’de bu alandaki ilk yandal programı olarak başladı.

 

 

Dr. Gürsel’e elektrokimyasal enerji çevrim ve depolama teknolojileri alanlarındaki çalışmalarını sorduk. Karşımıza sürekli proje üreten, öğrenci yetiştirmeye öncelik veren ve yorulmak bilmeyen bir bilim insanı profili çıktı. Çalışkanlığın tanımını farklı bir boyuta taşıyan Dr. Gürsel’den alacağımız çok ders var.

Reyhan Oksay-Hidrojenin üretim,dönüşümü, sanayiye entegrasyonu ve gelecekteki kullanım alanları gibi kritik konularda Sabancı Üniversitesi’ndeki çalışmalarınızı kısaca anlatır mısınız?

Selmiye Alkan Gürsel-Hidrojen ve özellikle de ‘yeşil hidrojen’, yenilenebilir enerjinin sanayide kullanılmasını ve fosil kaynaklara dayalı üretim süreçlerinin karbonsuzlaşmasını destekleyebilecek önemli bir enerji taşıyıcısı, yakıt ve hammadde. Sabancı Üniversitesi’nde ve SUNUM’da araştırmalarımızı, ‘yeşil hidrojen’ odağında, üretimden kullanıma uzanan bir bütün olarak ele alıyor ve bu dönüşümün ihtiyaç duyduğu teknolojileri geliştirmeye odaklıyoruz. Grubumuzun temel uzmanlığı, yeşil hidrojen üreten elektrolizörler ve hidrojenden doğrudan elektrik üreten yakıt pilleri için yeni nesil membran, katalizör ve elektrotların geliştirilmesi. Bu bileşenlerin özellikleri, hem elektrolizör hem de yakıt pili sistemlerinin performanslarını, çalışma ömrünü ve maliyetlerini doğrudan etkiliyor. Dolayısıyla araştırmalarımızda performansı artırırken dayanıklılığı korumayı ve maliyeti azaltmayı birlikte ele alıyoruz.

Araştırma grubumuzda ve işbirliklerimizle, proton değişim membranlı anyon değişim membranlı elektrolizörler ve yakıt pilleri konularında yoğun olarak çalışıyoruz. Yeni nesil membranlar geliştirmek için, malzemelerin kimyasını ve yapısını birlikte tasarlama imkanı veren radyasyonla aşılama ve elektroeğirme yöntemlerini kullanıyoruz. 

Katalizör ve elektrot çalışmalarımızda ise platin ve iridyum gibi değerli metallerin daha etkin kullanılmasına odaklanıyoruz. Bu çalışmalarımızla, hidrojen teknolojilerinin yaygınlaşmasındaki önemli engellerden biri olan kritik malzeme ihtiyacının ve maliyetin azaltılmasına katkı sunmayı amaçlıyoruz.

Araştırma grubumuz, hidrojen teknolojileri alanındaki uzun yıllara dayanan uzmanlığı, geliştirdiğimiz malzeme ve bileşenler ve uluslararası proje deneyimlerimizle ülkemizde bu alanda çalışan önde gelen araştırma grupları arasında yer alıyor. Çalışmalarımızı farklı ulusal ve uluslararası fon kaynaklarıyla desteklenen projeler ve işbirlikleri üzerinden sürdürüyoruz. Türkiye’deki akademik ve endüstriyel ortaklarımızın yanı sıra Avrupa, Asya ve Amerika Birleşik Devletleri’ndeki üniversiteler, araştırma merkezleri ve sanayi kuruluşlarıyla işbirliği yapıyoruz. Bu ortaklıklar, malzeme geliştirmeden ileri karakterizasyona, modellemeden cihaz testlerine kadar birbirini tamamlayan uzmanlıkları bir araya getiriyor. 

 

 

Hidrojen ve elektrokimyasal enerji dönüşümü ve depolama teknolojileri alanındaki araştırma yolculuğunuz nasıl gelişti? Ulusal ve uluslararası projeleriniz, bilimsel yayınlarınız ve patentlerinizden öne çıkan katkılar nelerdir? Konferanslardaki rolleriniz, bilim ve danışma kurullarındaki görevleriniz ve aldığınız ödüller bu birikimi nasıl tamamlıyor?

Doktora çalışmalarım sırasında iletken polimerler ve elektrokromik polimerler konusunda çalışmalar gerçekleştirdim. Hidrojen ve enerji teknolojileri alanındaki araştırma yolculuğum ise, 2003 yılında İsviçre’deki Paul Scherrer Institut (PSI)’te başladığım doktora sonrası çalışmalarla şekillendi. Burada, yakıt pillerinin verimliliğini ve dayanıklılığını belirleyen polimer elektrolit membranlar üzerine çalıştım. DuPont ile yeni nesil radyasyonla aşılanmış membranların geliştirilmesi, Michelin ile bu membranların üretiminin ölçeklendirilmesi üzerine yürüttüğüm projeler, bilimsel araştırmayı endüstriyel gereksinimlerle birlikte ele almam açısından önemli bir temel oluşturdu. Membranların mikro ve nano ölçekte yapısının tasarlanması ve ileri yöntemlerle incelenmesi de bu dönemin araştırma başlıkları arasındaydı. 2008 yılında Sabancı Üniversitesi’ne katıldıktan sonra bu birikimi öğrencilerim, araştırma grubumuz ve işbirliklerimiz ile hidrojen teknolojilerinin farklı bileşenleri ve batarya teknolojilerine taşıyarak çok sayıda ulusal ve uluslararası projeyle geliştirdik. TÜBİTAK destekli çalışmalarımızda düşük maliyetli ve dayanıklı membranlar, grafen temelli katalizörler ve elektrotlar, değerli metal kullanımını azaltmaya yönelik yakıt hücresi bileşenleri üzerine çalıştık. Enerji depolama alanında ise yüksek kapasiteli lityum- iyon batarya elektrotları, lityum–hava ve lityum-sülfür bataryalarına odaklandık. Bu projelerde yürütücü, koordinatör, araştırmacı ve danışman olarak farklı sorumluluklar üstlendim.

Avrupa destekli çalışmalarımız arasında 7. Çerçeve ve Horizon 2020 programlarından desteklenen Graphene Flagship ve GrapheneCore1 projeleri önemli bir yer tutuyor. Bu projelerde, Türkiye’den proje kordinatörü ve ulusal irtibat noktası olarak 5 yıl süreyle yer alarak, grafenin yakıt pillerinde kullanımını araştırarak malzeme tasarımının cihaz performansına katkısını ortaya koyduk. M-ERA.NET program kapsamında uluslararası paydaşlarla batarya–süperkapasitör hibrit cihazları geliştirilmesi projesi, halen devam eden bir diğer M-ERA.NET projesinde ise yakıt pilleri için asimetrik anyon değişim membranları geliştirilmesi konusunda çalışmalar yapıyoruz. Güneydoğu Asya–Avrupa ortaklı (SEA–Europe program) projemiz kapsamında ise uzun ömürlü lityum–sülfür bataryaları için MXene temelli yapılar üzerine çalıştık. Ufuk Avrupa ve Temiz Hidrojen Ortaklığı tarafından desteklenen Sabancı Üniversitesi’nden proje yürütücüsü olarak yer aldığım Türkiye’nin ilk hidrojen vadisi projesi olan HYSouthMarmara gibi büyük ölçekli projeler ise, yeşil hidrojenin üretimi ve endüstriyel kullanımı boyutunda laboratuvar düzeyindeki araştırmalarının gerçek uygulamalara dönüştürülmesi ve ülkemizde örnek bir hidrojen ekosistemi kurulması açısından büyük öneme sahip.

Hidrojen teknolojileri alanında ortak buluşçusu olduğum üç patent de membran geliştirme ve yakıt hücresi performansının iyileştirilmesine yönelik yenilikçi çalışmalarımızın başka bir boyutunu çeriyor. 

Elektrolizör ve yakıt pili teknolojileri bugün hangi olgunluk düzeyinde? Daha yaygın kullanılmalarının önündeki temel teknik ve ekonomik engeller nelerdir? Türkiye’nin bu alandaki gelişimini ve araştırma grubunuzun katkılarını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Elektrolizörler ve yakıt pilleri açısından bugün, araştırma ile endüstriyel uygulamanın birlikte ilerlediği bir dönemdeyiz. Elektrolizörler elektrik kullanarak sudan hidrojen üretirken, yakıt pilleri hidrojenin kimyasal enerjisini doğrudan elektriğe dönüştürüyor. Bu iki teknoloji, yenilenebilir enerjinin hidrojen olarak depolanmasını ve ihtiyaç duyulan yerde kullanılmasını sağlayabilecek bir zincirin temel bileşenleri. Ancak her uygulamada bu dönüşüm zincirinin verimliliğini ve ekonomik koşullarını birlikte değerlendirmek gerekiyor.

Bugün temel mesele, yüksek performansı düşük maliyetle ve uzun süre koruyabilmek. Bir malzemenin laboratuvarda başarılı olması önemli bir başlangıç; ancak endüstriyel kullanım için tekrarlanabilir biçimde üretilebilmesi, değişken çalışma koşullarına dayanması ve sistemin diğer bileşenleriyle uyumlu olması gerekiyor. Bu nedenle başlangıç performansı kadar, zaman içinde nasıl değiştiğini ve hangi mekanizmalarla bozulduğunu anlamak da önemli.

Elektrolizörlerde enerji tüketimi, membran direnci, katalizör etkinliği ve gaz geçişi birbirine bağlı konular. Özellikle PEM elektrolizörlerde iridyum gibi değerli metallerin kullanımını azaltırken performansı ve dayanıklılığı korumak gerekiyor. Uluslararası teknik hedefler de bu kazanımların aynı cihazda birlikte sağlanmasına odaklanıyor. Bununla birlikte yeşil hidrojenin maliyetini yalnızca elektrolizör belirlemiyor; kullanılan elektriğin maliyeti ve sistemin ne kadar süre işletilebildiği de ekonomik uygulanabilirliği etkiliyor.

Yakıt pillerinde ise katalizör tasarımı ve özellikle platin kullanımının azaltılması, membran tasarımı ve kimyasal/ mekanik dayanıklılığı ve elektrokimyasal performanslarının incelenmesi üzerinde çalışıyoruz. Örneğin, katalizör miktarını azaltırken elektrot yapısını da buna uygun düzenlemek gerekiyor. Membran, katalizör ve elektrotu birbirinden bağımsız geliştirmek yerine, birlikte nasıl çalıştıklarını değerlendirmek bu nedenle önemli.

Türkiye açısından önemli bir araştırma birikimi bulunduğunu düşünüyorum. Bu birikimin yerli malzeme, bileşen ve sistem geliştirme kapasitesine dönüşmesi için üniversite–sanayi işbirliklerinin, ortak test altyapılarının ve pilot ölçek çalışmalarının güçlenmesi gerekiyor. Özellikle laboratuvardan üretime geçiş aşamasının desteklenmesi, araştırma sonuçlarının ekonomik değer oluşturması açısından belirleyici.

 

 

Türkiye’nin ilk hidrojen vadisi projesi HYSouthMarmara ile neler hedefleniyor? Sabancı Üniversitesi projeye nasıl katkı sunuyor ve üniversite–sanayi işbirliği bu süreçte nasıl bir rol oynuyor? Güney Marmara’da kazanılacak deneyim, Türkiye’nin başka bölgelerinde hidrojen vadilerinin gelişmesine nasıl yol gösterebilir?

HYSouthMarmara, Türkiye’nin ilk ve tek hidrojen vadisi projesi olarak, Avrupa Birliği’nin Ufuk Avrupa Programı ve Temiz Hidrojen Ortaklığı kapsamında önemli bir fon desteği aldı. Güney Marmara Kalkınma Ajansı koordinatörlüğünde yürütülen proje, yeşil hidrojen üretimini sanayinin kullanım ihtiyaçlarıyla birlikte ele alıyor. Hidrojenin seramik ve cam üretiminde, kimya sanayisinde ve güç üretiminde değerlendirilmesi hedefleniyor. Böylece farklı sektörlerin karbonsuzlaşma süreçlerine katkı sağlayabilecek bölgesel bir hidrojen ekosistemi oluşturulması amaçlanıyor. Hidrojen vadisi yaklaşımının önemli yönü, hidrojenin üretim, dağıtım ve kullanım aşamalarını belirli bir coğrafyada birbirine bağlaması. Yeşil hidrojenin yaygınlaşması için üretim kapasitesinin yanında, sürekli talebin, uygun altyapının ve ekonomik olarak sürdürülebilir iş modellerinin de gelişmesi gerekiyor. HYSouthMarmara, bu unsurları ortak bir proje içinde buluşturarak Türkiye’de sonraki uygulamalara temel oluşturabilecek bir deneyim sunmayı hedefliyor.

Sabancı Üniversitesi olarak projenin başlangıç kurgusundan itibaren çekirdek ortaklardan biri olarak yer alıyoruz. Hidrojen teknolojileri üzerine uzun yıllardır sürdürdüğümüz araştırmalarda edindiğimiz bilgi ve deneyimle, projenin bilimsel ve teknik yaklaşımının şekillenmesine katkı sağlıyoruz. Yeşil hidrojen üretimi için elektrolizörün kurulumu ve devreye alınmasına yönelik süreçlerde de uzmanlığımızla rol alıyoruz. Üniversitemiz ayrıca projenin yaygınlaştırma ve iletişim çalışmalarına liderlik ediyor. Mevcut hidrojen vadileriyle ve hidrojen vadisi kurmayı hedefleyen bölgelerle bilgi ve deneyim paylaşımını koordine ediyoruz. Çalıştaylar, paydaş buluşmaları ve bilimsel iletişim faaliyetleri aracılığıyla proje kapsamında oluşan bilginin sanayiye, araştırma dünyasına, kamu kurumlarına ve topluma aktarılmasını destekliyoruz. Buradaki amacımız, hidrojenin kullanım olanaklarının ve uygulama gereksinimlerinin doğru anlaşılmasını sağlamak ve yeni işbirliklerinin gelişmesine katkıda bulunmak.

HYSouthMarmara’yı, Türkiye’de yeşil hidrojen ekonomisinin gelişmesini destekleyecek ve başka bölgelere aktarılabilecek bir bilgi ve işbirliği birikimi oluşturan öncü bir proje olarak değerlendiriyorum.

 

 

Sabancı Üniversitesi’nde araştırma grubunuzla batarya teknolojileri alanında hangi çalışmaları gerçekleştiriyorsunuz? Araştırma grubunuzun odaklandığı malzemeler ve yeni nesil batarya yaklaşımları nelerdir?

Sabancı Üniversitesi’nde ve SUNUM’daki çalışma arkadaşlarımızla birlikte, batarya malzemelerinin geliştirilmesinden elektrot tasarımına ve hücre içindeki süreçlerin anlaşılmasına uzanan araştırmalar yürütüyoruz. Lityum iyon bataryalarının yanı sıra lityum–kükürt ve lityum–hava gibi yeni nesil batarya kimyaları üzerinde çalışıyoruz. Bu araştırmalarda malzemenin kimyasal yapısını, elektrot içindeki düzenini ve diğer hücre bileşenleriyle etkileşimini birlikte ele alıyoruz. Lityum iyon bataryaları konusunda, TÜBİTAK destekli projelerimizde titanya nanotüpleri içeren anot malzemeleri, nikel–kobalt–alüminyum oksit, yani NCA konularında uzun yıllar çalışmalar yaptık. Elektroeğirme yöntemiyle nanolifli elektrot yapıları oluşturuyor; üretim koşullarının malzemenin yapısını ve elektrokimyasal davranışını nasıl etkilediğini inceliyoruz. Ayrıca iyon ileten polimer kaplamalar kullanarak elektrot yüzeyini düzenliyor ve elektrot–elektrolit arayüzünde gerçekleşen reaksiyonları araştırıyoruz.

Lityum–kükürt bataryaları konusunda son yıllarda çok yoğunlaştığımız konulardan biri. Bu sistemlerde, kükürdün elektrokimyasal dönüşümü sırasında oluşan ara ürünlerin hücre içindeki hareketini ve reaksiyonlarını kontrol edebilecek malzemeler geliştiriyoruz. Güneydoğu Asya–Avrupa (SEA) ortak fonlama programı kapsamında yürüttüğümüz projede, uluslararası ortaklarımızla MXene temelli yapılar, metal oksit içeren kükürt katotları ve elektroeğrilmiş işlevsel ara tabakalar üzerine çalıştık. 

Lityum–hava bataryalarında ise grafen destekli metal oksitler ve üç boyutlu gözenekli elektrot yapıları üzerinde çalıştık. M-ERA.NET tarafından desteklenen projemiz kapsamında batarya–süperkapasitör hibrit cihaz araştırmaları da farklı enerji depolama mekanizmalarının aynı yapıda nasıl birleştirilebileceğini ele aldığımız çalışmalar arasında yer alıyor.

Amacımız, batarya teknolojilerinin gelişimine katkı sağlayacak yeni malzeme ve tasarım yaklaşımları üretirken, bu alanda çalışacak araştırmacı ve mühendislerin yetişmesine de katkı sunmak. Batarya Bilimi ve Mühendisliği yandal programımız aracılığıyla bu araştırma birikimini eğitime de taşıyoruz. 

 

 

Sabancı Üniversitesi ve Siro işbirliğiyle hayata geçirilen Batarya Bilimi ve Mühendisliği yandal programı ne zaman kuruldu? Bu program üniversite–sanayi iş birliğine ne gibi bir katkı sunacak? 

Koordinatörlüğünü üstlendiğim Batarya Bilimi ve Mühendisliği yandal programı, 2024–2025 akademik yılında Türkiye’de bu alandaki ilk yandal programı olarak başladı. Sabancı Üniversitesi ile Siro arasında 2023 yılında imzalanan niyet mektubuyla temelleri atılan program, üniversitemizin enerji depolama alanındaki araştırma ve eğitim birikimini Siro’nun endüstriyel deneyimiyle buluşturuyor.

Programı oluştururken hareket noktamız, batarya teknolojilerinde giderek belirginleşen nitelikli insan kaynağı ihtiyacıydı. Elektrikli mobilitenin yaygınlaşması ve yenilenebilir enerjinin elektrik sistemindeki payının artması, bataryaları enerji dönüşümünün önemli bileşenlerinden biri haline getiriyor. Bu gelişmeler, malzeme ve elektrokimyadan üretim süreçlerine, güvenlikten sistem yönetimine kadar farklı alanları birlikte değerlendirebilen mühendisler ve araştırmacılar gerektiriyor. Batarya alanındaki yatırımların kalıcı bir teknolojik yetkinliğe dönüşmesi, bu uzmanlığın yetiştirilmesiyle doğrudan ilişkilendirilebilir. Bu nedenle programı disiplinlerarası bir yaklaşımla tasarladık. Öğrencilerimiz batarya kimyası ve bileşenleri, hücre ve paket tasarımı, üretim, modelleme ve batarya yönetim sistemleri gibi birbirini tamamlayan konularda eğitim alıyor. Hedefimiz, öğrencilerin bir bataryanın nasıl çalıştığını anlamalarının yanında, performansını, ömrünü ve güvenliğini belirleyen etkenleri değerlendirebilmeleri. Siro’nun katkısı, bilimsel temellerin gerçek üretim koşulları ve mühendislik ihtiyaçlarıyla ilişkilendirilmesini sağlıyor.

Bu işbirliğinin değerli yönlerinden biri de eğitim ile araştırma arasında kurduğu bağ. Sanayide karşılaşılan teknik sorunlar yeni araştırma sorularına dönüşebilirken, üniversitede geliştirilen bilgi ve yöntemler de uygulamadaki ihtiyaçlara çözüm sunabiliyor. Öğrenciler bu etkileşim içinde, bilimsel bilgiyi mühendislik kararlarına dönüştürme becerisi kazanıyor. Programı bu yönüyle, üniversite–sanayi işbirliğinin doğrudan insan kaynağına ve teknoloji geliştirme kapasitesine katkı sunduğu bir model olarak görüyorum.

Programın temel sanayi işbirliği Siro ile yürütülüyor. Bunun yanında, farklı sanayi kuruluşlarının uzmanlık ve deneyimlerinden yararlanabilecek etkileşimlere de açık bir yapı oluşturmayı önemsiyoruz. Batarya ekosistemi; malzeme, hücre üretimi, otomotiv, enerji depolama ve geri dönüşüm gibi birbirine bağlı alanları kapsıyor. Öğrencilerimizin bu alanların farklı ihtiyaçlarını tanıması, hem mesleki gelişimleri hem de sektörün geleceği açısından değerli.

Türkiye’de batarya ekosisteminin gelişmesi için üretim kapasitesiyle birlikte araştırma, tasarım ve mühendislik yetkinliğinin de güçlenmesi gerekiyor. Bu programla, teknolojiyi anlayan, geliştirebilen ve yeni ihtiyaçlara uyarlayabilen mühendislerin yetişmesine katkı sunmayı amaçlıyoruz.

 

 

SHURA Enerji Dönüşümü Merkezi Danışma Konseyi’nde yer alıyorsunuz. Enerji dönüşümü ve depolama teknolojilerindeki araştırma birikiminiz, Türkiye’nin karbonsuzlaşma sürecine ilişkin çalışmalara nasıl yansıyor? 

Benim temel çalışma alanım, elektrokimyasal enerji dönüşümü ve depolama teknolojileri. Elektrolizle yeşil hidrojen üretimi, yakıt pilleri ve bataryalar üzerine araştırmalar yürütürken, bu teknolojilerin hangi malzemelere ihtiyaç duyduğunu, nasıl çalıştığını, performansını ve ömrünü nelerin sınırladığını inceliyoruz. SHURA Enerji Dönüşümü Merkezi Danışma Konseyi’ne taşıdığım katkı da bu teknolojik bilgi ve araştırma deneyimine dayanıyor. Enerji dönüşümüne ilişkin değerlendirmelerde, teknolojilerin potansiyelinin yanında mevcut olgunluk düzeylerinin, geliştirilmesi gereken yönlerinin ve uygulama koşullarının da dikkate alınmasını önemsiyorum.

Karbonsuzlaşma hedeflerinin uygulanabilir yatırımlara dönüşmesi için teknoloji seçiminin sağlam bir bilimsel temele dayanması gerekiyor. Bir çözümün laboratuvarda başarılı olmasıyla, sanayide ekonomik ve güvenilir biçimde kullanılabilmesi arasında önemli aşamalar var. Verimlilik, dayanıklılık, kritik hammadde ihtiyacı, üretilebilirlik ve altyapıyla uyum gibi etkenler, bu geçişin başarısını belirliyor. Benim katkı sunmaya çalıştığım nokta, teknoloji geliştirme alanındaki bilgi birikimini enerji politikası ve yatırım değerlendirmeleriyle buluşturmak.

9–20 Kasım tarihleri arasında Antalya’da düzenlenecek COP31 etkinliğinde yeşil hidrojen üretimi, depolanması, iletimi ve kullanımına ilişkin Sabancı Üniversitesi olarak bir bildiri sunacak mısınız?

COP31’in bu yıl Türkiye’de düzenlenmesini, araştırma birikimimizi ve sanayiye dönük temiz enerji çalışmalarımızı uluslararası ölçekte paylaşmak için önemli bir fırsat olarak görüyorum. Bu kapsamda, iki bildiri sunmayı planlıyoruz. İlk bildiride, HYSouthMarmara Hidrojen Vadisi  Projesini, COP31 ‘Decarbonisation Hubs’ teması çerçevesinde Türkiye’nin ilk Hidrojen Vadisi ve bölgesel ölçekte geliştirilen yenilikçi bir sanayi karbonsuzlaştırma modeli olarak uluslararası paydaşlara tanıtılmasını amaçlıyoruz. Bu proje, Üniversite–Sanayi İş Birliği için güzel bir örnek olup, yenilenebilir enerji kaynaklarından yeşil hidrojen üretiminin gerçekleştirilmesi, üretilen hidrojenin enerji yoğun ve karbonsuzlaştırılması zor sanayi sektörlerinde kullanılması ve Güney Marmara Bölgesi’nde bütünleşik bir hidrojen ekosisteminin oluşturulmasını kapsamaktadır. İkinci bildiride ise, COP31’in ‘Near-Zero Emission Technologies’ odağıyla doğrudan örtüşerek, sanayinin karbonsuzlaştırılmasında kritik rol oynayan yeşil hidrojenin daha verimli ve güvenli üretilmesine yönelik geliştirmekte olduğumuz yenilikçi ve yeni nesil membran tasarımı ile elektrolizörlerde ohmik kayıpların azaltılması ve enerji verimliliğinin artırılmasınuı hedefladiğimiz çalışmamızı sunmayı planlıyoruz. 

Aldığınız ödüller

Bu çalışmalarımızın yıllar içinde ödüllerle takdir edilmesi de benim için anlamlı. 2010 yılında TÜBA destekli L’Oréal Türkiye Genç Bilim Kadınları Ödülü’ne, 2012 yılında ODTÜ Prof. Dr. Mustafa N. Parlar Eğitim ve Araştırma Vakfı Araştırma Teşvik Ödülü’ne, 2013 yılında BAGEP Ödülü’ne ve 2018 yılında Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı tarafından verilen Türkiye’ye Enerji Veren Kadınlar Akademi Ödülü’ne layık görüldüm. Bu yıl ise hidrojen teknolojileri alanındaki çalışmalarımın Nejat Veziroğlu Özel Ödülü ile onurlandırılması, uzun yıllardır sürdürdüğüm araştırmalar açısından özel bir anlam taşıyor. Bu birikimi, öğrencilerimin, araştırma ekibimizin ve işbirliği ortaklarımızın katkılarıyla oluşan ortak bir emeğin sonucu olarak görüyorum. Benim için en değerli karşılığı, geliştirdiğimiz bilginin uygulamada kullanılması ve yetiştirdiğimiz araştırmacıların kendi çalışmalarıyla bu alanı ileriye taşıması.

 

 

Selmiye Alkan Gürsel kim?

Prof. Dr. Selmiye Alkan Gürsel, lisans, yüksek lisans ve doktora derecelerini Orta Doğu Teknik Üniversitesi Kimya Bölümü’nden almıştır. Doktora çalışmaları kapsamında Florida Üniversitesi’nde elektrokromik polimerler üzerine araştırmalar yapmış, ardından 2003-2007 yılları arasında İsviçre’de Paul Scherrer Enstitüsü’nde (PSI) Genel Enerji Bölümü’nde hidrojen ve yakıt pilleri konusunda doktora sonrası araştırmalar yürütmüştür. Dr. Gürsel, 2008 yılından bu yana Sabancı Üniversitesi Malzeme Bilimi ve Nano Mühendislik Programı’nda öğretim üyesi olarak görev yapmakta olup, aynı zamanda Sabancı Üniversitesi Nanoteknoloji Araştırma ve Uygulama Merkezi (SUNUM)’nde yarı zamanlı araştırmacıdır. Ayrıca, 2020-2024 yılları arasında Sabancı Üniversitesi Mühendislik ve Doğa Bilimleri Fakültesi’nde Araştırmadan Sorumlu Dekan Yardımcısı olarak görev almıştır.